İkinci on yılda Veri Gazeteciliği için 10 ilke — (Çeviri)

0
65

Paul Bradshaw, bu yazısında Bill Kovach ve Tom Rosenstsial’ın “Gazeteciliğin Unsurlar”ı kitabındaki habercilik prensiplerinden esinlenerek günümüzde yükselen bir trend haline gelen veri gazeteciliği pratikleri için temel olabilecek 10 ilke öneriyor. Orijinal metne buradan ulaşabilirsiniz.


2007 yılında Bill Kovach ve Tom Rosenstsial “Gazeteciliğin Unsurları” adlı bir kitap yayınladı. İkilinin günümüzde büyük kitlelere seslenmenin kolaylaşmasının yarattığı güçlüklerle boğuşan gazetecilik kavramıyla ilgili ilkeleri, haberciliğin onu mümkün kılan araçlardan ve seslendiği kitlelerden ayrılamayacağını ifade ediyordu.
Önümüzdeki günlerde yayınlanacak bir kitapta yer alacak bu bölümde (şuradan ulaşılabilir) Bill Kovach ve Tom Rosenstsial’ın ilkelerini veri gazeteciliği ikinci ve üçüncü on yılına girerken modern veri haberciliği pratikleri için bir temel olarak kullanmayı öneriyorum.

İlke 1: Veri gazetecileri, verileri kendi başlarına bir güç olarak sorgulamaya çalışmalıdırlar.

Veri gazetecisi Jean-Marc Manach, Avrupa’ya göç ederken kaç mültecinin yaşamını yitirdiğini araştırdığında, AB üyesi devletlerin hiçbirinde göçmenlerin ölümleriyle ilgili herhangi bir veri bulunmadığını öğrendi. Bir kamu görevlisi bu durumu şöyle değerlendirecekti “ölü göçmenler artık göç etmiyorlar, öyleyse neden umurumuzda olsun?”
Yine benzer bir şekilde BBC, Ruh Sağlığı Merkezlerine hastalara yapılan yüz-üstü fiziksel müdahalelere ilişkin bilgi edinme başvurusu yaptığında kuruluşların 6’sı hangi müdahale şekillerini ne sıklıkla kullandıklarını söyleyemeyeceklerini belirtti. Üstelik bu kuruluşların 1983 Ruh Sağlığı Yasası uyarınca yasal olarak hastalara yapılan fiziksel müdahaleleri belgelemek ve kayıt altına alması zorunlu olmasına rağmen.
Veri toplama ve verinin karar vermeyi bilgilendirme şekilleri, kendi başına bir güç kullanım alıştırmasıdır. Akıllı şehirler, giyilebilir teknolojilerin yükselişe geçtiği günümüzde verilerin mevcut durumu, doğruluğu ve kullanımı veri gazeteciliğinin özel odağı olmalıdır.

İlke 2: Editoryal bağımsızlık teknolojik bağımsızlığı içerir

2013 yılında editoryal bağımsızlık için kodlamanın rolü hakkında Lawrence Lessig’den alıntı yaparak kodun kanun olduğunu yazdım:

Bizimkisi siber-uzay çağı. Bu alanın da bir düzenleyicisi, kanun koyucusu var ve bu düzenleyici de özgürlüğümüzü tehdit ediyor. Ama özgürlük meselesini devletten bağımsızlık olarak düşündüğümüz için o kadar takıntılı hale getirmişiz ki bu yeni alanda ortaya çıkan düzenleyiciyi göremiyoruz. Bu yüzden bu yeni düzenleyici mekanizmanın özgürlüğümüz üzerindeki tehditinden de habersiziz.
Bu kanun koyucu, düzenleyici unsur kod — yani siber-uzayı var eden yazılım ve donanımın ta kendisidir. Bu kod veya mimari siber-uzaydaki hayatın koşullarını belirler. Bu mekanizma mahremiyeti korumanın veya ifade özgürlüğünü sansürlemenin ne kadar kolay olabileceğini belirler. Bilgiye erişimin genel veya aşamalı — katmanlı olmasında rol oynar. Bu mimari kimin neyi gördüğünü ve neyin izlendiğini etkiler. Bu kodun doğasını anlamadıkça Siber-uzayın kodlarının düzenleyici etkisi görülemez. (Lessig, 2006)

Gazetecinin bağımsızlığı geleneksel olarak, kaynaklarımızdan, patronlarımızdan ve iş modellerimizden ve hükümet ve yasalarından gelen baskıya direnme gücü olarak tasvir edilir. Ancak ağ toplumunda bu ifade kullandığımız araçların barındırdığı önyargılardan bağımsızlık anlamına da gelir.Kullandığımız içerik yönetim sistemlerinden, her hareketimizi kaydeden mobil cihazlara, 21. yüzyıldaki bağımsızlık, kendi araçlarımızı “hekleyerek” veya kendi aracımızı geliştirerek mümkün olacaktır. Kod, hangi bilgilere erişebileceğinizi, doğrulayabilmenizi, kaynakları koruyabilmenizi ve bunları güçlendirebilmenizi etkiler. Son olarak, kod kullanıcılarla iletişim kurma yeteneğinize de etki eder.
Kod, gazeteci olarak çalıştığımız önemli bir altyapıdır: eğer anlarsak, daha etkili bir şekilde ilerleyebiliriz. Bizim için görünmez ise, uyarlayamayız, inceleyemeyiz. Kısacası, buna bağlıyız.

İlke 3: Sadece kullandığımız kaynaklarda ve dilde değil tasarladığımız araçlarda da tarafsızlık ilkesini gözetmeliyiz.

Şu anda veri gazeteciliğinde çok önemli bir aşamadayız: diğer insanlar için hikaye ve araç üretiminden kendi araçlarımızı geliştirmeye doğru ilerleyen bir dönem.
John Culkin’in Marshall McLuhan hakkında yazdığı gibi:
“Araçlarımızı şekillendiriyoruz ve ardından onlar da bizi şekillendiriyorlar”.
Bu araçlara atfettiğimiz değerler ve gerçeklerin, kendi neslimizin ötesinde etkisi olacaktır. Lawrence Lessig ve Nicholas Diakopoulos’un çalışmaları, kodun insan hayatını şekillendirmedeki rolünü vurgulamaktadır.
Veri gazetecileri olarak aynı incelemeyi ve gözetimi kendi süreçlerimize uygulamamız gerekiyor.
Haritalar üzerinde araçlar ve uygulamalar ürettiğimizde, eleştirel kartograflar tarafından dile getirilen önyargıları kullanıyor muyuz? Seçtiğimiz kelimelerin yanı sıra kullandığımız görsel dilde de nesnellik arıyor muyuz?
Ancak bu sadece uygulamamızı şekillendirecek araçlardan ibaret değil: haber odalarının yeniden düzenlenmesi, veri bölümlerinin / masalarının oluşturulması ve veri gazetecilerinin rutini aynı zamanda neyin normal kabul edildiği ve edilmediği üzerine veri gazetecinin rolünü belirleyecektir.
Örneğin, Uskali ve Kuutti, veri gazeteciliği çalışmalarını organize etmek için en az üç farklı model belirledi: veri masaları, esnek veri projeleri ve girişimci veri gazeteciliği modeli. Bu modellerin yeni gazetecilik yöntemlerini uygulamayı ne ölçüde sınırlandırdığı veya onlara ne ölçüde fırsat sağladığı veri gazeteciliği bağlamında önemli çıktılar içeriyor.
Ayrı şu da bir gerçek ki gazeteciliğimizi güçlendireceksek veya zenginleştireceksek, bunu eleştirel olarak yapmalıyız.

İlke 4: Tarafsızlık verilerin ulaşılabilir ve mevcut olduğu konulardaki hikayelere odaklanmak değildir.

Veri bolluğu beraberinde yeni bir tehlike daha getiriyor: var olanın erişilebilenin ötesine gidememe veya eldeki hikayenin elverişli olamaması durumunda kolay pes etme. Tıpkı 20. yüzyılda halkla ilişkiler endüstrisinin genişlemesi medyada “churnalism” suçlamalarına yol açtığı gibi, 21. yüzyılda verilerin genişlemesi de otomasyon ve gösterge panolarının kullanımı da dahil olmak üzere veri gazeteciliği yerine “veri churnalism” yol açıyor.

İlke 5: Veriyi üreterek ve açarak verilerde gözardı edilenlerin sesi olmayı amaçlamalıyız.

The Guardian’ın “Sayılan (The counted)” projesi ABD’de polis tarafından öldürülen insanlar hakkında rapor vermeye çalıştığında, kelimenin tam anlamıyla “sessizlerin sesi olmak” istiyordu — çünkü o insanlar öldü; konuşamıyorlardı.Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun “Ölüleri Adlandırmak” projesinin benzer bir amacı vardı: 2011’den beri ABD’nin gizli drone saldırılarını izlemek ve araştırmak ve öldürülenleri tespit etmek.

Her iki proje de kodlama kullanılan bir veri gazeteciliği örneği değil: projelerde kullanılan beceriler bulabildiğiniz her raporun kaydını tutmak kadar temel seviyede. Yine de bu basit ve temel süreç modern gazeteciliğin merkezinde önemli bir role sahiptir: dijital formda daha önce var olmayanı sayısallaştırma: sıfırdan birlere geçiş. 2015’teki bu yaklaşımla ilgili bu yazıda daha fazla örnek bulabilirsiniz:
“Çok sıklıkla veri gazeteciliği, mevcut verilerle çalışmanın teknik eylemine odaklanan yollarla açıklanmaktadır. Ancak sessiz / mağdur olmak çoğu kez deneyiminizle ilgili hiçbir veri bulunmadığı anlamına gelir.”

İlke 6: Kişiselleştirilmiş haberlerde haberin bağlamı ve kapsamında editoryal bir sorumluluğumuz var

Gazetecilik kamu eleştirisi ve uzlaşma için bir forum veya platform sağlamalıysa, her bireye farklı hikaye deneyimi sunan kişiselleştirmenin bir başka deyişle özelleştirmenin rolü nedir?
Bazıları, haberde kişiselleştirmenin, sosyal çevrelerinin dışındaki toplulukların deneyimlerinden ve fikirlerinden habersiz olan insanlarda filtre kabarcıklarına neden olduğunu iddia ediyor. Ancak, özelleştirme insanları başka türlü okumamayacakları hikayelere de yönlendirebiliyor.
O zaman veri gazetecileri olarak, kişiselleştirmenin ve etkileşimin hem okurlarla ilgili haberlerin yapılmasında hem de aynı hikayenin doğrudan alakalı olamayacak diğer boyutlarına ilişkin görüşlerin sağlanmasında etkisini göz önünde bulundurma sorumluluğuna sahibiz.
Bu, elbette, her zaman gazeteciliğin becerisi olmuştur: Sonuçta, ilgi çekici insani hikayeler, insanları genellikle önemli ve alakalı olana çeken “evrensel” bir kancadır.

İlke 7: Verinin ışık tuttuğu insan hikayelerini arayıp, bulup, anlatarak önemli, ilgi çekici ve alakalı bir hale getirmeliyiz.

Aynı sebepten ötürü, hikayelerimizin sadece sayılarla değil, insanlarla da ilgili olmasını sağlamalıyız. Veri Gazeteciliği Yüksek Lisans öğrencilerime her zaman iyi bir hikayenin iki şey yapması gerektiğini söylerim: bize neden umursayacağımızı ve neden önemli olduğunu bize anlatması. Veriler, bir hikayenin neden önemli olduğunu belirlememize yardımcı olur: bir kişinin hikayesini bunun gibi 100 kişiye bağlar; veri olmadan, kötü bir deneyim sadece küçük bir anekdottur. Ancak insan hikayesi olmadan, veriler sadece bir istatistik haline gelir.

İlke 8: Kullandığımız algoritmalar incelemeye ve gözetime açık olmalı

Komut ve otomasyon tabanlı gazetecilik faaliyetleri arttıkça, kullandığımız komut ve algoritmaları kamusal incelemeye ve kontrole açık hale getirmeyi düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü belirli bir sonuca nasıl ulaştığımızı açıklayamazsak, bu sonucun güvenilirliğine zarar verir.
Haber medyasında algoritmik şeffaflığı araştıran Diakopoulos ve Koliska, bu alanın araştırmaya, geliştirmeye çok ihtiyacı olan bir alan olduğu sonucuna varıyor.

İlke 9: Kullandığımız kodları, metodları paylaşmak daha verimli çalışmamızı ve gazetecilik standartlarını yükseltmemizi sağlar

Buzzfeed GitHub sayfası

Günümüzün sınırsız yayıncılık dünyasında şeffaflığın “yeni tarafsızlık” olduğu sıkça söylenir. Bu görüş, gerçek tarafsızlığın mevcut olmamasına rağmen şeffaflığın bu prensibe olabildiğince yaklaşmak için attığımız adımların belirlenmesinde yardımcı olabileceğine işaret eder.
Veri gazeteciliği hakkında Associated Press’in hazırladığı Stylebook’un bir bölümünde, bu yaklaşıma tekrarlanabilir analiz olarak referans göstermiştir: “Okurlarımıza yaptığımız analizleri tekrarlamaları için bir yol haritası sunmak raporumuzda şeffaflığın temel bir unsurudur. Veri setine ve hikayeye bağlı olarak bu şeffaflığı birçok yolla gerçekleştirebiliriz”.
“Ancak veri gazetecileri için şeffaflık nedir?” Jennifer Stark ve Nicholas Diakopoulos, bilimsel araştırmalardan uyarlanabilecek — özellikle yeniden üretilebilirlik ve çoğaltılabilirlik (yinelenebilirlik) — ilkeleri ana hatlarıyla belirtiyorlar.
Yeniden üretilebilirlik, bir kullanıcının orijinal veriler üzerinde orijinal analizi tekrar yapabilmesi için kodun ve verilerin erişilebilir olmasını ifade eder. “ Bu kullanılan kodların kontrolü ve çıktıların doğrulanması için en temel gerekliliktir.”
Çoğaltılabilirlik (Yinelenebilirlik) ise, “bağımsız veri toplama, kodlama ve analiz faaliyetleri ile aynı sonuca ulaşılması anlamına gelir. Aynı sonuca farklı örneklerle ve analizle, farklı araştırmacılar ulaşılabilirse, çıktıların doğru ve güvenilir olma olasılığı daha yüksektir.
Şu anda kod paylaşım sitesi GitHub, birçok veri ekibinin kodlarını paylaştığı, böylece başkalarının analizlerini yeniden üretebilecekleri bir bağlam sunuyor. FiveThirtyEight veya BuzzFeed’in GitHub sayfalarına göz atarak veri gazeteciliği pratiklerinin nasıl yapıldığını görmek olağanüstü bir şey. Ayrıca, bu çalışma pratiği, hali hazırda gazetecilik mesleğini icra eden veya sadece belli konularda katkı sağlayan bir çok yeteneği sektöre çekmek ve gelecek yetenekleri eğitmek için de önemli bir adım.

İlke 10: Vatandaşları hak ve sorumluluklarını kullanmaları için güçlendirmeye çalışmalıyız.

New York Times’ın okurlarının algısını ölçtüğü bir çalışma

Son ilke Kovach ve Rosenstiel’in “halkın da gazetecilikle ilgili bazı sorumluluklar alması yükümlülüğü” prensibiyle doğrudan ilişkili.Ve belki de veri gazeteciliğinin en önemli rolü oynadığı yer burası olabilir.
Çünkü Kovach ve Rosenstiel’in bu sorumluluğu kamuoyuna yüklediği yerde, veri gazeteciliğinin daha fazlasını yapmak ve bu halkı bu hak ve sorumlulukları yerine getirme konusunda aktif olarak güçlendirmek için iyi bir konumda olduğuna inanıyorum.
Bu tip haberciliğe örnek olarak New York Times’ın Obama dönemindeki işsizlik oranına dair hazırladığı interaktif çalışma, okurları işsizlik oranına dair kendi grafiğini çizmeye davet ediyor ve asıl trend ile karşılaştırmasını sağlayarak okurun mevcut bilgi ile etkileşime geçmesini sağlıyor.
Yerel temsilcinize yazmanıza veya bilgi edinme isteği göndermenize izin veren bir araç, okuyucuyu pasif bir haber tüketicisi olarak değil, okudukları ve bulundukları dünyada aktif bir katılımcı olarak konumlandıran bir araç haline geliyor
Basılı ve canlı yayın haberciliğinde izleyicilerimizi yalnızca bilgilerle destekleyebildik ve bu çıktıları akıllıca kullanacaklarını ümit ettik. Çevrimiçi olarak çok daha fazlasını yapabiliriz — ve daha yeni başladık.


Orijinal yazı: 10 principles for data journalism in its second decade